5 Eylül 2019 Perşembe

Yerel ve Global Kalkınma Modeli

Esas olan mutluluktur.  Mutluluğu esas almayan kalkınma modelleri uzun vadede başarısız olmaya mahkûmdur.  Günümüz problemlerinin ana kaynağı insanların, özellikle de karar vericilerin yaptıkları işlerde akıllarını yeterince kullanmamalarıdır.  Strateji geliştirirken insanların akıllarını daha fazla kullanmalarını teşvik etmek önemlidir.
Mutluluğu temel alan modeller ile günümüzün doymak bilmeyen tüketim toplumunu da dengelemek mümkün olacaktır. Günümüzde büyüme tüketim (yerel tüketim veya yabancıların tüketimi - ihracat) üzerinden olmaktadır.  Burada dikkat edilmesi gereken konu tüketimin dağılımıdır.  Büyüme dengeli olmalıdır ve bunun için de para ve insan kaynağı dengeli dağılmalıdır, kan gibi.  Kanın gitmediği yer kangren olur.
Her insanın başarılı olabileceği ilgi alanları büyük çeşitlilikler gösterecektir.  İnsanları geleceğin meslekleri diye teknoloji ağırlıklı birkaç konuya sıkıştırmaya çalışmak verimsiz iş yapan ve mutsuz kitleler yaratacaktır.  Başarılı bir kalkınma modeli zengin bir iş çeşitliliğini de desteklemelidir.
Strateji bir dokuma gibi olmalıdır. Birbirlerini destekleyip kuvvetlendiren atkı ve çözgülerden oluşmalıdır.  Stratejik konulara teşvikler de kaynağı verimli kullanacak şekilde sıralanmalıdır. Benzetme yapacak olursak; deterjanlı tabaklar lavabo içine yerleştirilir, tabaklar tek tek durulanırken akan su lavabo içindeki tabakları da durular. Bu sayede daha az su ile daha çok bulaşık durulanmış olur.  Böylece her konuya ayrı ayrı destek vermek yerine doğru noktalardan başlatılan teşvik bağlı konuları da etkileyerek teşvik kaynağının verimli kullanılmasını sağlar.
Stratejilerin hayata geçebilmesi için kalifiye insan kaynağına ihtiyaç vardır.  Bu nedenle ilk çözülmesi gereken konu doğru insan kaynağını bulup yetiştirmektir.  İnsanları merkezi bir sınavda elemek yerine kritik olmayan ancak katma değer yaratan küçük işlerde deneyerek elemek daha verimli ve etkili olacaktır.  Amaç gerçek hayatta iş yaparken gösterilen performansı değerlendirmek olmalıdır.  Bu sayede insanların sınavlar ve mülakat için harcadıkları emeğin değerlendirilerek ek işgücü de yaratmaktır.  Çalışabilecek işlere örnek olarak; Global Bilgi Bankası’na bilgi girişi ve ilişkilendirme, açık kaynak kodlu yazılımlara katkı, huzurevi, kimsesizler yurdu gibi yerlerde çalışma, geri dönüşüm çalışmalarına destek, eğitim programlarına destek.

Dijitalleşme:
Kontrolsüz güç, güç değildir.  Dijitalleşme yapılan işlerin takip edilebilirliğini ve dolayısıyla kontrolünü kolaylaştırır.  Çok sayıda kurumdan oluşan büyük bir devletin veya çok bölümden oluşan bir firmanın yönetimi kâğıtlarla veya elle hazırlanan raporlarla başarılı bir şekilde yürüyemez.  Kurumların Yönetimsel süreçlerinin (kamu ve özel sektör) merkezi bir mimari temel alınarak geliştirilmesi dijitalleşme maliyetini düşürüp kaliteyi ve etkinliğini de arttırır.  Mevcut yapıda birbirleri ile yeterli etkileşimi olamayan dağınık sistemler.  Kontrol edilebilirliği de zorlaştırmaktadır.  Benzer şeyleri yapan yazılımları onlarca farklı firmaya yaptırmaya çalışmak IT sektörünü geliştirmez.  Ülke çapında tek bir firma (devlet tekel kontrolünde) gerekli olan mimariyi hazırlayıp, Lego parçaları gibi kolayca birbirleri ile uyumlu birleştirilebilecek yazılımlar geliştirebilir.  Mevcut yazılımları geliştiren firmalar da bu yazılımın uygulayıcıları olabilir.  Bu sayede özel ve kamu kuruluşları yeni sisteme sorunsuz geçebilir ve IT sektöründe de bir daralma olmaz.  Bilakis geniş kapsamlı bir yazılım dünya çapında büyük IT firmalarına karşı avantaj sağlayarak yazılım ithalatını azaltıcı, ihracatını da arttırıcı rol oynar.  IT sektöründe büyüme, ağırlıklı olarak taşeron personel kiralama üzerine dayalı.  Fason iş yapmamın getirisi düşük olur.  Bunun yerine dünya çapında kullanılabilirliği olan yazılım servisleri geliştirilerek IT kaynağının buralara yönlendirilmesi teşvik edilmelidir.  Büyük bir firmanın kurulması da dünyadaki rakiplerine karşı minimum devlet desteği ile ayakta durabilmesini sağlayacaktır.  IT sektörü doğru projelere yönlendirildiklerinde katma değeri yüksek bir sektördür.  İş böyleyken, bu firmaların çoğu vergi teşviki sayesinde çok çok düşük vergiler ödemektedirler.  Bir ülkede en yüksek katma değeri üretenler de vergi ödemeyecekse kimler ödeyecek.

Mevcut yapıda akışlar yeterince akıcı değildir ve tepeden alınan kararlar hayata istenilen şekilde geçememektedir.  Merkezi yapı ile dijitalleşme kurumlar arası bilgi akışını arttırıp bürokrasilerinin akışını da hızlandıracaktır. 
Örneğin belediyeler aynı yazılımı kullanabilirler.  Böylece belediyecilik hizmetleri bir ölçüde standartlaştırılmış olur.  Belediyeler kendileri yazılım geliştirmek yerine sisteme doğru ve hızlı bilgi akışını sağlamaya odaklanmalıdırlar.  Örnek olarak, merkezi geliştirilen bir navigasyon yazılımına trafik yoğunluğunu, sokak isimlerini ve işletme bilgilerini iletmelidir.
Başka bir örnek merkezi ERP yazılımının özel sektör tarafından kullanımı.  Aynı yazılımın kullanımı firmalar arası iletişimi kolaylaştırıp bu yazılımı bilen kişi sayısının da yüksek olmasını sağlayacaktır.

E-Ödeme Sistemler:
Halkın mutluluğunu arttırıp finansal sistemlerin akıcılığını arttırmak için tam kapsamlı bir e-ödeme platformu geliştirilmelidir.  Amaç ödemelerini düzgün yapan kurum ve kişilerle diğerlerini ayırt etmek.  Tam kapsamdan kasıt fatura, senet, çek, protesto, haciz gibi işlemlerin merkezi bir sistem tarafından zamanı geldiğinde otomatik yapılmasıdır. 
Örneğin her kesilen faturanın karşılığında bir ödeme aracı seçilmesi zorunlu olacaktır, senet, çek veya nakit.  Faturalarla bu ödeme araçları seri numaraları sayesinden eşleştirilecektir. Alış verişi belgeleyen karşılıklı bu dijital evraklar taraflar tarafından dijital olarak imzalanıp onaylanacaktır.  Bu imza ödemelerin belirtilen tarihlerde yapılacağını, yapılmaz ise belirtilen tarihlerde hukuki işlemlerin yapılacağının taraflarca onaylanmasıdır.  Son ödeme tarihinde ödenmeyen senet belirtilen tarihte otomatik protesto yer. Bunu merkezi bilgi sistemi yapar. Alıcının notere gidip manuel bir işlem yapmasına gerek olmaz. Haciz için de böyle bir süre belirlenir, bu süre de aşıldığında borcu olan tarafa otomatik haciz uygulanır.  Sonuçta alıcı taraf noter ve benzeri bürokrasi ile uğraşmamış olur.  Borçlu tarafın aldığı protesto ve hacizler de siciline işlenir.  Bu sistemin bir yararı da haciz yiyen kişinin bloke olan hesaplarından borcunu ödeyebilmesidir.  Hacze neden olan senedin numarası ile ilişki kurulduğundan blokeli bir hesaptan sadece bu borcu ödeyecek para çıkışı yapılabilir. Günümüzde geçerli olan sistemde haciz yiyen kişinin bütün hesaplarına bloke konduğundan kişinin hesabında parası bile olsa borcunu kendi parası ile ödeyememektedir.
Karşılıklı dijital belgelerle ödeme sistemi apartman aidatları ve kira ödemeleri için de kullanılabilir.  Genelde apartmanlar için zor olan bu tahsilat işi de kolaylaşmış olur.  Kurum veya kişilerin yaptıkları her borç ödemesi onların siciline yansır.  Bu sicil notu da kredi alımı gibi finansal işlemlerde kullanılabilir.  Kiraya veren kişiler kiracılarını sicil notu yüksek kişilerden seçebilir.  Aynı yapı sayesinde ev sahibinin aldığı depozito da merkezi bir havuza aktarılır. Kiradan önce ve sonra bir eksperin verdiği rapora göre gerekli kesinti yapılarak kiracıya iade edilir.  Bu ödemeler de yine kiracı ve ev sahibinin siciline işlenir.
Sonuç olarak alacak ve vereceklerin tek bir merkezde değerlendirmesi sayesinde borçlar ülkenin her yerinde borçlunun önüne çıkıp borcunu kapaması zorlanabilir. Mevcut sistemde uzun mahkeme süreçleri ile bunu sağlamak çok maliyetli ve küçük borçlar için de mümkün olamamaktadır.

İnsan Kaynağı ve Adalet:
Büyüme, insan, para ve hammadde kaynağına ihtiyaç duvar.  Bunlardan insan en zor bulunanıdır.  Dışardan borç para alabilirsiniz ancak hiç kimse size yetişmiş kalifiye iş gücünü kolay kolay vermek istemez.  Gelişmekte olan ülkelerdeki en değerli insan kaynağı, çoğunlukla ülkelerinde faaliyette bulunan yabancı firmaları tercih etmektedirler.  Firmaların bir ülkeye yatırım yapmalarının en büyük nedeni para kazanmak ve bu parayı da kendi merkezlerine bir şekilde transfer etmektir.  Sonuçta bir ülkenin en kalifiye iş gücü o ülkeye görece düşük getiri sağlayan firmalarda çalışmaktadır (Her iyi gibi görünen şeyin olumsuz yanları da vardır).  Buna karşılık yerli firmaların kendi ülkelerine getirileri genelde çok daha yüksek olmaktadır.  Ülkenin büyümesi yerli firmalarının büyümesine daha çok bağlıdır, özellikle de orta gelir tuzağı gibi bir seviyenin üzerine çıkmak için.  Yerli firmaların büyümesinde de o ülke yönetimi ve adaletin etkisi azımsanamaz.   Tam da büyümeye başlamışken rakipleri tarafından sırf yönetimi desteklemediği için haksızlığa uğrayıp yok edilebilirler.  Adaletin büyümeye ne etkisi olabilir sorusuna bir yanıt.  Gelişmekte olan ülkeler büyüme modellerini gelişmiş ülkelere yaklaştıkça değiştirmelidirler.  İkinci ligden birinci lige çıkmakta kullanılan taktik şampiyonlar liginde sizi başarıya götürmez.  Sonuçta hedef gelişmiş ülkeler kervanına katılmaksa, dünya çapında konusunda ilk üçe giren firmalara ihtiyacınız vardır.  Bu firmalar da ilk önce kendi ülkelerinde kök salıp güçlenmelidirler.  Adalet ve özgürlüğün olmadığı topluluklarda da bu mümkün değildir.  Orta karar firmalara sahip bir ülke de hiçbir zaman gelişmiş ülkeler ligine katılamaz.

Yerel ve Evrensel Büyüme Stratejisi:
Yerel ve geniş kapsamlı üretime dayalı büyüme modeli daha uzun süre sürdürülebilir.  Yerel üretimden kasıt, üretimin küçük ve orta ölçekli tüketime yakın noktalarda yapılmasıdır.  Üretimin ülke ve dünya sathına yayılması sayesinde istihdam geniş coğrafyalara dengeli dağıtılabilir. Özellikle gelişmekte olan bölgelerde yapılan üretim, o ülkelerdeki istihdam ve geliri arttırdığı için tüketime de yardımcı olur.  Tüketimi sadece yerel ve gelişmiş ülke pazarlarına dayalı olan büyüme uzun süre sürdürülemez. Gelişmekte olan bölgelerin sömürülmesine dayalı stratejilerin de sürdürülebilirliği yoktur.  Pastayı büyütücü projeler bölgesel yavaşlamaların dengelenmesine olanak sağlar. Geri kalmış coğrafyaları kalkındırmak iki kat kazanç sağlar.  İlki bu bölgelerdeki işsizliği ve anarşiyi azalttığı için mülteci sayısını düşürür.  İkincisi de bu bölgelerdeki kazanç arttıkça gelişmiş ülke ürünlerine talepleri artacağından toplam pazarı da büyütür.  Gelişmiş ülkelere 3. dünyadan mülteci yerine turist, bilim ve iş insanı gelmeye başlar.

Özet olarak yapılacak işleri sıralayacak olursak:
- (Mega Firma) Bütün bu çalışmaların yapılabilmesi için gerekli insan kaynağının bulup yetiştiren firma (Devlet memurlarından farklı bir kadro)
- (Mega Firma)Merkezi Dijitalleşme için IT firmasının kurulup altyapı çalışmalarına başlaması
- (Mega Firma) Dijitalleşme kapsamında Global Bilgi Bankası’nın kurulması
- E-Devlet, E-Belediye, ERP… Yazılımlarının geliştirilmesi
- (Mega Firma) Global Pazarlama Firması’nın kurulması
- (Mega Firma) Otomasyon ve Makine Geliştirme Firması’nın kurulması
- (Mega Firma) Teknolojik İnşaat Firması’nın kurulması
- (Mega Firma) Tarım ve Hayvancılık İşletmesi
- Tarım Borsası’nın kurulması
- (Mega Firma) Geri Dönüşüm Firması’nın kurulması
- (Mega Firma) Sinerjik Global KOBİ Geliştirme Firması’nın kurulması

14 Mayıs 2019 Salı

Dünya'daki ve Türkiye'deki Sorunların En Temel Çözümü

Dünya'nın temel sorunu 1789 sonrası hızlanarak artan demokratikleşme süreciyle daha çok kişinin seçmen olmaya hak kazanması.  Sonuçta geldiğimiz nokta kuyruk bedeni yönetir hale geldi.

Her ne kadar ülkemizde hiç bir kontrol mekanizması kalmamış gibi görünse de seçmen en tartışılmaz kontrol mekanizmasıdır.  Popülist yaklaşımlar kaçınılmazdır. Esas olan bu popülasyonun kim olduğudur.

Çözüm Önerim
Seçmen olabilmek hak edilerek kazınılan birşey olmalı. Bir ölçüde ehliyet gibi kişinin çaba gösterip birşeyleri ispat etmesiyle belirli bir süreliğine sahip olunmalıdır. Bu sayede sadece gayret gösterenler seçme ve seçilme hakkına sahip olur. Seçmen az ve öz olursa kontrol mekanizması da kuvvetli olur ve politikacılar diktatöre kolay kolay dönüşemezler.

Demokrasi'de çoğunluğun dediği olur.  Türkiye'de çoğunluğun hak hukuk umrunda bile değil kendi hapse atılmadığı sürece.  Bu nedenle seçmen profili değişmediği sürece düzelme teknik olarak mümkün değil.  Seçmen kendi kafasına uygun olanı seçer.  Seçmen cahil olunca yöneticilerin de cahil olması kaçınılmaz oluyor. 

Sırf seçmen kriteri belirli yaşı geçen herkesi kapsadığı için bütün politikacılar seçmenine daha çok çocuk yapmasını tavsiye ediyor.  Dünya'nın bu gereksiz insan fazlalığına ihtiyacı yok. Her doğan çocuğun otomatik oy hakkı olmazsa bu tarz önlemler (nüfus artışı) almaya da gerek kalmaz.

Aslında eskiden beri (Antik Yunan dahil)  seçmen olabilmeye bazı kısıtlar getirilmiştir.  Kadınlar ve köleler oy kullanamaz.  Bu kararı sadece cinsiyetçiliğe ve ırkçılığa bağlamamak lazım.  Eski dönemde kadınların ve kölelerin büyük çoğunlu cahil ve ekonomiye ve politikaya uzak oldukları için doğru karar verebilmeye de uzaklardı.  Bu da onların vereceği oyların etkisini düşürürdü.  Şu an hiçbir filtre yok ve çoğunluk olan cehalet hüküm sürüyor bütün dünyada.  Herkes seçmen olabilir hak ettiği sürece !!!

Yaratan tanrı bile herkese cennet vaad etmemiş.  Biz herkesi aynı kefeye koyuyoruz.  Eşitlik derken sınırlarını iyi çizmek gerekiyor.

27 Nisan 2018 Cuma

Sinerjik Strateji ve Kurumsal Yönetişim

Büyük stratejileri geliştirirken onları sinerjik oluşturmak çok önemlidir.
Örneğin:
Üretim tesisleri kurmanın yanında, üretim tesislerini kurabilecek makina ve teçhizat geliştiren firmalar kurmak.  Bunun bir adım daha ilerisi olarak da bu makinaların bileşenlerini üretecek tesisler kurmak.  Köprünün taşlarının birbirlerini desteklemesi gibi.  Köprünün kilit taşını da kurumsal sistem geliştiren firma oluşturur. Amaç takip ve kontrol edilebilir bir sistem kurmaktır.  Bu altyapı firmaların sağlıklı büyümesi için büyük önem taşır.
Firmaların bölümleri kendini yenileyebilir ve dinamik olmalı.  Olabildiğince çok kişinin doğru pozisyonda çalışmasını sağlayacak bir yapıda olmalı.  Kişilerin bakış açılarını geliştirici mecburi rotasyonlar olmalı.  Bu rotasyonlar en alt kademeden en üste kadar zorunlu olmalı ve bir defalık değil sürekli olmalıdır.
Amaç, kendini sürekli yenileyebilen bir kurumsal yönetişim sistemi kurmaktır.
Bahsedilen şeylerin yapılabilmesi için normalden biraz daha fazla kişi çalıştırmak gerekir. Bir de işlerin delege edilebileceği ve insiyatif alabilecek kişiler yönetici pozisyonlarına getirilmelidir.  Şirketler için uzmanlar da çok önem taşır. Bu nedenle dikeyin yanında yatay da kariyer gelişim olanağı olmalıdır.  Çalışanların itibar ve kazançları katkıları ile daha fazla orantılı olmalıdır. Bu bundan yüksek almalıdır gibi kısıtlar asgari olmalıdır.  Şirket içi rotasyonun bir artısı da poziyonların netleşmesi ve kişilerden bağımsız olmasıdır. Bir işi aynı kişi yıllarca yapmayacaktır.  Dolayısıyla birşekilde kişi o pozisyondan ayrıldığında kaya değer bir verim düşüşü olmayacaktır.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Bir Üst Lige Çıkmak

Orta gelir tuzağına takılıp kalmamızla ilgili görüşümü de paylaşmak isterim.

Gözlemlerime göre bir üst lige çıkmanın formulü sonuç kadar sonuca nasıl ulaştığına da önem vermek.
Mevcut kamu, özel sektör yöneticileri ve patronlar bu açıdan yetersiz.  Bu kişileri takımları 2. ligten 1. lige çıkaran ve sonra da kümede tutan teknik direktörlere benzetiyorum.
Takımlarını şampiyonlar liginde final oynatan teknik direktörler ise bunlardan ayrılıyor. Bizim bu ikinci tip yöneticilere ihtiyacımız var. Aya giden roketlerle de bir benzetme yapabiliriz.
Roketin birinci aşaması uzay sınırına ulaşmayı sağlar. İkincisi ise aya varmayı sağlar. Aya gitmekse hedefimiz...

Gidilmesi gereken yol ve oraya nasıl ulaşılabileceği ile ilgili fikirlerim var. Özeti insanların içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak. Özellikle yöneticilerin daha sakin kafayla kararlar vermesi çok önemli.
Satrançtaki gibi birkaç hamle sonra düşünülerek kararlar verilmeli.  Karar verici yöneticilerin iş yüklerini azaltacak şekilde yapılanmaya gidilmeli.  Düşünerek aşılmayacak sorun olmadığına inanıyorum.
Günümüzün en büyük problemi yöneticilerin kafalarını çok şeyle meşgul edip stratejiye yeteri önem vermemeleri. Dünyadaki akımlara (endüstri 4 vb) kapılarak hareket etmek en iyi ihtimal ile mevcut yerinizi korumanızı sağlar. Mevcut durumları irdeleyip kendi rotanızı belirlemek ise birinci olmayı.

Ülkemiz ancak çalışanlarına ve şirketine yatırım yapan kurumlarla ileri gidebilir. Gözlemim pek çok patronun kazandığı parayı kendine harcadığı, şirketinin sermayesini büyütmediği, az sayıda ve az para ile adam çalıştırmaya gayret ettiği.  Bu şekilde yerimizde saymaya devam ederiz. Politikacılar bu kesimden oy alabilmek için onları da destekliyorlar. Bu sorunu da çözebilmek için bu tarz firmaları da hizaya sokacak bazı düzenlemelere gidilmeli.
Planlamalarımı hep iki koldan geliştiririm. Biri ideale giden yol, diğeri yoldaki engelleri desteğe çevirecek yöntemler. Muhteşem Yüzyıl dizisinde Anadoluda çıkan bir ayaklanmaya bazı beylikler de dahil oluyor. Pargalı Anadoluya gelip önce bu beylikleri bu ittifaktan uzaklaştırıp kendi tarafına çekiyor sonra da tek başına kalan esas ayaklanmacıyı yok ediyor.  Yol üzerindeki engeller hesaba katılmadan geliştirilen stratejilerin başarılı olma şansları da düşük olur.

Son sözümü de rant üzerine söylemek istiyorum. Ülke ekonomisini büyütmeyi insanın vücüdunu büyütmesine benzetirsek.  Rant ile büyüyen bir ekonomi ekmek ve makarna ile büyüyen bir vücuda benzer. Sonuçta fos pehlivan çıkar ortaya. Fos pehlivanın cüssesi iridir ancak bu cüssedeki kas yağ oranı dengesizdir. Gövde ağırlığına oranla kas miktarı düşüktür. Bu da hızlı ve güçlü hareket etmesine engel olur. Düşük kas yoğunluğu nedeniyle cüssesine oranla kolay hasta olur ve yine cüssesine oranla ağır yükleri taşıyamaz. Aynı cüssede kas yoğunluğu fazla bireyler taşı sıksa suyu çıkarırken fos pehlivanlar ağır gövdelerini taşıyamayan zayıf kaslarıyla sürekli sağlık problemi yaşarlar.
Fos pehlivan yorgan döşek yatan insan değildir sadece sağlıksız bir bireydir.  Rant problem değil diyen bireyler için söylüyorum bu sözümü.  Ranttan ekonomi ölmez. Ancak en ufak konu ekonomiyi hasta eder ve kırılgan olmasına neden olur. İşin kötüsü fos pehlivanlar yeme alışkanlıklarını da kolay kolay değiştirip ekmek yemeden sebze ve et ağırlıklı beslenmeye geçemezler. Bizim de ranta alışmış kesimi üretmeye ve inovasyona yönlendirmemiz her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Son sözüme bir ekleme de inovasyon konusunda:  Inovasyonun amacı önemli. Firmalarımızın çoğu PR amaçlı yapıyor bu çalışmaları. Bu da bizi ileri götürmüyor. Çok basit bir inovasyon endeksi oluşturulabilir.
Örnek:  Beyaz eşya üreticisi ürettiği inovatif çamaşır makinesinden elde ettiği kar ile bütün çamaşır makinelerinden elde ettiği karı orantılarsa inovasyon endeksini bulur.  Inovasyonu kar elde etmek amacı ile yapmamız gerekir. Gösteriş amacıyla değil !!!

24 Mayıs 2017 Çarşamba

İnsan Yönetimi Üzerine

İnsan yönetimi üzerine zaman içinde aklımda şekillenen düşünceleri yazıya dökmek istedim.  Aslında aklın yolu bir.  Düşüncelerimin birçoğu daha önce başkaları tarafından da belirtilmiştir mutlaka.  Burada önemli olan kağıt üzerinde duran fikirlerin gerçek hayata uygulanabilmesi.

Şirketler için en önemli konu değişimin yıkıcı (disruptive) olduğu günümüzde ayakta kalıp büyüyebilmeleridir.  Darwin’in belirttiği üzere değişimde en güçlüler değil değişime ayak uydurabilenler ayakta kalır.  Değişime ayak uydurabilmek şirket çalışanlarına bağlıdır.  Dolayısıyla doğru çalışanlara sahip olup onları motive ve sinerji yaratabilecek şekilde çalıştırabilmek, başarılı olmayı hedefleyen bir firma için ilk şart olmalıdır.

Konuyu birkaç ana başlıkta ele alacak olursak:
- Doğru kişileri bulmak
- Çalışanların motivasyonunu arttırıp yüksek verim alabilmek
- Çalışanlardan sinerji yaratabilmek
Sonuç olarak değişime ayak uydurabilen bir şirket yapısı kurabilmek.


Doğru Kişileri Bulmak:
 Doğru kişilerin ayaklarına gelmelerini beklemek yerine onları bulmak için çaba göstermek gerekir.  Mevcut işe alım süreçleri mülakatlar ve sınavlar doğru kişiyi bulmak için yeterli değildir. Bir kişinin gerçek kalitesi çalışınca belli olur.  Özellikle büyük kurumlar için önerim kuracakları küçük şirketlerle bu çalışanları bir ön çalışmadan geçirmeleri.  Bu aşamayı başarı ile geçenlerin büyük kuruma dahil edilmesi.  Kurulan küçük şirketler online çalışmaya da izin verebilirse daha geniş kitlelere daha hızlı bir şekilde ulaşılmış olur.
 Şirket yapılanması için de hibrid bir sistem önermek istiyorum.  Merkezinde kurumsal bir yapının olduğu, omurga gibi, starteup benzeri esnek yapıların da bu merkezi sisteme tutunduğu bir yapı.  Bu sayede şirket gereken konularda bir startup çevikliğine diğer konularda da bir kurumsal firma gücüne sahip olacaktır.  Yine bu sayede starteuplarda çalışan değerli insan kaynakları daha uyumlu bir şekilde kurum bünyesine dahil edilebilecektir.

Çalışan Motivasyonu:
 Şirket çalışanlarını bir orkestranın üyeleriymiş gibi düşünebiliriz.  Bir orkestrada bir keman virtüözü veya bir tenor orkestra şefinden daha itibarlı ve daha yüksek gelire sahip olabilir.  Bu uzmanlaşmış kişilerin kariyer yolu için önemlidir.  İzlenimim kişileri onore edebilmenin tek yolunun onları yönetici yapmak olduğu.  Bu sağlıklı bir yöntem değildir.  Her iyi tenor iyi bir orkestra şefi olamaz.  Hem kötü bir yönetici kazanmış hem de iyi bir tenor kaybetmiş olursunuz.  Uzmanlar, şirkete katkıları ile orantılı onore edilmeli ve maaş almalıdır.  Uzman kişinin yöneticisi ona şeflik yapmalıdır.  Bu da şefin illa uzmandan daha fazla maaş alması veya daha onore biri olması manasına gelmemelidir.

Çalışan Verimi:
 İnsanı bilgisayardan ayıran en büyük özelliği düşünme ve yorum yapabilme becerisidir.  Bunun başarılı yapılabilmesi de aklın daha sakin olması ile mümkün olabilir.  Aynı anda bir sürü konu ile kafası meşgul olan bir çalışan doğru kararlar veremez.  Meşgul kafa bulanık suya benzer.  Görüş açısı daralır.  Bu nedenle çalışanların konumları ile de orantılı olarak daha az yoğun çalıştırılıp kafalarının daha az bulanık hale gelmesi şirketin geleceği açısından önemlidir.  Değişime ayak uydurabilmek için her çalışan yaptığı işi, diğer birimlerle olan ilişkilerini düzenli olarak kontrol edip iyileştirmeye çalışmalıdır.  Bu da boş zamanla olur.  Özellikle şirketin üst düzey yöneticileri, şirket stratejesini ve geleceğini etkileyen kişilerin günlük işlerden zaman arttırabilmeleri çok önemlidir.  Kısaca üst yönetimde 5 kişinin yapacağı işi 6 kişi yapmalı, artan zamanlarında firma için elzem olan sürekli değişim için çalışmaya sakin kafa ile vakit ayırabilmelidirler.
 Bir üst lige çıkmak isteyen firmalar için işin sonucu kadar işin nasıl yapıldığı da önemlidir.  En büyük firmalarla diğerlerini ayıran önemli bir konudur bu.  İşler büyüdükçe çalışmaların daha kontrollü yapılması gerekir.  Bu da iyi kurgulanmış ve sürekli güncellenen bir bürokratik yapı ile mümkündür. Bürokrasi kötü birşey değildir.  Genelde bürokrasi çalışmalarına pek önem verilmediği için çıkan sonuçlarda kötü olmaktadır.  Bundan bürokrasinin kötü olduğu çıkarılmamalıdır.  Büyük imporatorluklar da bu sistemleri iyi çalıştırdıkları ölçüde büyümüşler ve güçlerini korumuşlardır.  Bu sistemleri olmayan devletler hızla tarih sahnesinden silinmiştir.  Roma, Osmanlı vs Büyük İskender, Cengiz Han.
 İzlenimlerime göre bir yönetici ne kadar üstte ise o kadar işlerini telefon ve email ile yapmaya meğilli oluyor. Bunu bir güç ve üstünlük gösterisi olarak yapıyor.  Teknik sistemler ve bürokrasi alt seviye memurlar için tasarlanmıştır gibi bir durum söz konusu.  Bir üst lige çıkmak isteyen firmada genel müdüründen en alt seviyedeki memuruna kadar herkes sisteme uymalıdır, ayrım olamaz.
 Pek çok iş ilanında stresli çalışma ortamında çalışmaya uygun olmak yazar.  Bu stres çoğu zaman o işin doğasından değil o şirketteki iş yapış şeklinin kaotik olmasından kaynaklanır.  Çalışan verimini arttırmak ve çalışanların sağlıklı kararlar alabilmesi için iş ortamındaki stresin azaltılması çok önemlidir.
 Haftada 40 saat verimli kullanıldığında uzun bir süredir.  Bu verimi yüksek tutabilmek için birkaç öneri:  İş yaparken bölünme verimi düşüren en büyük etkendir.  Bölünme kişinin aklını da bulandırdığından doğru karar verebilmesini ve iş yapış kalitesini de olumsuz etkiler.  Zamanı verimli kullanıp birim zamanda birkaç konu üzerinde çalışabilmeleri için önerim.  Üzerinde çalıştıkları işleri küçük parçalara bölmeleri mesela 10-15 dakikalık işler.  Bu süre boyunca hiçbir bölünmeye izin vermeyip küçük iş tamamlandığında arada gelen diğer işlere bakmaları.  Böylece bir saat içinde 5-6 ayrı konu üzerinde çalışıp bunları daha kaliteli yapabilir.
 Şirket genelinde email ve telefon ile iş yapma minimize edilmelidir.  İşler bir dijital platform üzerinden yönetilmelidir, çağrı yönetimi gibi.  Burada işin türüne göre ayrım yapılmalıdır.  Her iş türü için sürecin aynı olması gerekmez.  Şirketlerde email ve telefon yüzünden çok ciddi verim kaybı yaşanmaktadır.
 Her çalışan aynı zamanda toplumda bir bireydir.  Sağlıklı bir bireyin işe vakit ayırdığı gibi ailesine, arkadaşlarına ve kendisine de vakit ayırması gerekir.  Düzensiz ve uzun çalışma saatleri bireyin diğer konulara vakit ayıramamasına ve zaman içinde ruh ve beden sağlığını kaybetmesine neden olur.  Sağlıksız bireylerin yaptıkları işler ve verdikleri kararlar şirketin başarıdan daha da uzaklaşmasına ve iş ortamının daha da kaotik olmasına neden olur.
 Teknolojinin kullanılması.  Video konferans ve benzeri teknolojilerle kişilerin oturdukları masadan kalkmadan toplantılar ve ortak çalışmalar yapabilmeleri önemli bir artı kazandırır firmaya. Nedenleri:
- Çalışanları koca bir iş yerinde şehrin bir köşesinde toplamak zorunda kalmazsınız.
- Görece daha küçük ama sayısı daha fazla ofislerde dağınık bir yapıda çalışabilmek bir olgunluk göstergesidir.  İzlenimim bunu Silikon vadisindeki multi milyar dolarlık firmaların bile beceremediği. Bu çalışma şeklina laf atıp kötülemek o kurumun beceriksizliğini gösterir sadece.
- Dağınık yapının artısı insanların işe gelirken enerjilerinin büyük bir bölümünü gereksiz yere trafikte öldürmelerini engellemesidir.  Her çalışan evine en yakın ofise gider ve oradan büyük ekibe katılır.
- Bu altyapı gerektiğinde evden çalışmaya da zemin hazırlar. Evden çalışma çok önerdiğim bi çalışma şekli değil.  Çünkü herkesin başarabileceği bir yöntem değil.  Ofise gelme disiplini motivasyon açısından da önemlidir.  Ancak zorunlu olan hallerde doğum, hastalık gibi durumlarda şirket ve çalışan için büyük bir kazanımı vardır.  Tekrar ediyorum bu bir şirket için büyük bir olgunluk göstergesidir.
- Şirketi şirket yapan çalışanlardır dedik. Dağınık yapı ile çalışanın sizin ayağınıza gelmesi gerekmez. Siz onların ayağına gidersiniz. Bunun bir artısı da İstanbul gibi şehirlerin dışardan göç almasını azaltıp kişilerin doğup büyüdükleri kentlerden de çalışmaya dahil olmasını sağlamasıdır.

Sinerji:
 Çalışanları bir takım oyunu sergiledikleri ölçüde kurumlar başarılı olabilir.  Sinerjiyi arttırabilmek için birkaç öneri:
- Çalışan performans ölçüm kriterlerine başka birimlerle iş birliğinin de eklenmesi
- Rotasyon ile çalışanların başka birimlerin işleyişi hakkında da görüş sahibi olması.  Çalışanların başka birimlerin işleyişleri konusunda sürekli bilgilendirilmeleri.  Bu çalışma göstermelik olmamalı.
- Örnek olarak iyi bir ürün müdürünün, üretimden argeye, satın almadan pazarlama ve satışa farklı konularda bizzat çalışıp tecrübe etmesi çok önemlidir.
- Şirket içinde sinerji biriminin kurulup bölümler arası sinerjinin daha yakından takip edilip süreçlerin gerektiği yerde düzenlenmesinin sağlanması.

12 Ekim 2014 Pazar

Tarım Borsası

Tarım faaliyetlerinin daha profesyonel, bilimsel, verimli ve kontrol edilebilir olması için oluşturulan altyapı.

Bu yapıya geçilebilmesi için bazı kanunlarda değişiklik yapılması ve yeni kanunlar çıkması gerekecektir.

Sistemin ana işleyişi: tarım arazilerinin ülke coğrafyasına bağlı olarak bir veya birkaç firma tarafından ekilip biçilmesine dayanır. Bu firmalarda devletin altın hissesi bulunup işleyişine müdahale edebilecektir. Devlet ayrıca bu kuruluşları yakından da denetleyecektir.

Tarım arazileri ekonomik olarak işlenebilecek büyüklüklerde parsellere ayrılacaktır. Bu parsel üzerinde mülkü olan kişisel arazilerinin değerine göre (büyüklüğü, konum, toprak kalitesi...) bu parselden pay alacaklardır. Bu paya karşılık arazi sahipleri tapularını devlete vereceklerdir. Devlet de bu arazileri ilgili alanda tarım faaliyetleri sürdüğü sürece kimseye satmayacaktır.

Yazının başlarında bahsedilen toprak işlemekle yükümlü firma arazi sahipleri ile antlaşma yapıldıktan sonra parseli tarıma daha uygun hale getirmek için çalışmalar yapacaktır.
Bu çalışmalar: Araziler arasındaki bölüntülerin ortadan kaldırılması, toprakta gerekli düzlemeleri yapmak, gerekli sulama altyapısını kurmak, gerekli yolları yapmak, gerekli yönetim binalarını inşa etmek, tarım aletleri için depolar oluşturmak...

Yazının başlığına gelecek olursak. Parsellenen araziler tarım faaliyetlerine başladıktan sonra tarım borsası denilen bir borsada işlem göreceklerdir. Arazi sahipleri arazilerine karşılık aldıkları hisseleri bu borsada alıp satabileceklerdir. Hazine arazilerine karşılık gelen hisseler de devletin olacaktır.
Yapılan hasat sonucu elde edilen kazançtan araziyi işleten firma hizmet bedelini düştükten sonra hisse sahiplerine temmettü olarak dağıtacaktır. Yılda birkaç kere hasat yapılan yerlerde her hasattan sonra temettü dağıtımı olacaktır.

Bu sistemin getirdiği en büyük avantajlar:
- Arazilerin miraslarla bölünmesinin engellenmesi. Hisseler kişiler arasında çok daha kolay ve adil şekilde dağıtılabilir.
- Arazi sahiplerinin ihtiyaçlarına göre hisse satabilmeleri. Mesela az bir paraya ihtiyacı olan bir arazi sahibi eskiden arazisinin birkaç yüz metresini satamayacağı için, bu parayı borçlanması gerekiyordu. Bu sistemle birkaç hisse satıp bu parayı temin edebilir.
- Tarım arazileri büyük bir firma tarafından işleneceğinden maliyetler daha düşük verim daha yüksek olabilir. (Mesela küçük çiftçi maddi imkansızlıklardan dona karşı önlem alamazken büyük firma bunu finanse edebilir).
- Büyük firmanın gücü dolayısıyla elde ettiği ürünleri daha yüksek fiyata aracısız nihai müşteriye satabilir. (Burada dikkat edilmesi gereken konu, uzun vadede aracıların işlevsiz hale gelmeleri ve işsiz kalmaları. Bu win-win stratejisi ile ters düşüyor. Bu nedenle bu şekilde çalışan kişilerin başka konularda çalışmaları teşvik ve organize edilmelidir.)
- Tarım sektöründeki kayıt dışılığın azaltılması
- Tarım ürünlerinin kalitesinin artması (GDO'lu ve lezzettsiz ürünler yerine daha sağlıklı ve doğal ürünler üretilebilir.) Bunun için ayrıca ürünlerin hasattan sonra doğru ambalajlanıp saklanması ve tüketiciye en sağlıklı ve verimli şekilde ulaşmasının sağlanması.

Yukarda tarım aracıları için bahsedilen konunun daha büyüğü tarım işçileri için geçerlidir. Daha modern ve büyük çapta yapılan tarım faaliyetleri daha az insan gücüne ihtiyaç duyacaktır.
Daha doğrusu kalifeye olmayan iş gücü yerini kalifiye çalışana bırakacaktır.  Bu dönüşüm sonucunda işsiz kalan kişilere iş imkanının da planlanıyor olması önemlidir. Ülkedeki kalifiye olmayan iş gücüne iş yaratma ayrı bir yazıda ele alınacaktır.

Tarım borsası projesine ilk etapta çoğunluğu devlete ait olan ve özel arazi sahiplerinin az olduğu yerlerde başlanabilir. Sonrasında yurt geneline yayılması için gerekli çalışmalar hızlandırılmalıdır.
Süreci hızlandırabilecek bir konu da arazi sahiplerinin geçici olarak finanse edilmeleridir. Bir arazi parsellendikten sonra orada tarım faaliyetleri başlayana dek arazi sahiplerine kısa vadeli borç verilebilir. Bu borçlar da birkaç temmettüde geri alınacak şekilde planlanabilir. Aynı şekilde parselde yapılan altyapı yatırımlarının maliyeti de yıllara yayılmalıdır.

Sağlık Kenti

Özellikle yabancıların sağlık hizmeti alması için geliştirilen bir kent. İlk kuruluşunda ağırlıklı olarak yerli halka da hizmet verebilir. Amaç burada geliştirilen sağlık hizmetlerinin yurt geneline de yayılması. Bu sayede hastaların kendi şehirlerinde gerekli sağlık hizmetlerini alabilmesini sağlamak.
Sağlık kente ise sadece çok özel durumlarda gelmeleri.

Kentin planı:
- Poliklinikler (hizmet verilen dil ve bölgeye göre ayrılıyor. Mesela Araplar'a, Ruslar'a, Türkmenler'e gibi.)
- Ameliyathaneler
- Teşhis tanı merkezleri
- Hastaların yatacağı yerler (İki çeşit: ilki klasik hastane tipi odalar, ikincisi kalabalık aileler için apart otel tarzı odalar.) Bu yerler hastaneler yakın yerlerde kurulacak. Bir ölçüde otel gibi çalışacaklar. Otellerden farkları temizlik görevlilerinin dışında hasta bakıcı ve hemşirelerin de odaları dolaşıyor olması.
- Kente daimi kalan insanların kalacağı yerler
- Kentte genel ihtiyaç alanları (okul, yemek yerleri, alışveriş yerleri...) Kente tedaviye gelenlere bağlı olarak hizmet alanları da çeşitlilik göstermeli.
- Konferans salonları (Kentte sağlık konusunda uluslararası konferanslar da verilmelidir)
- Tıp fakülteleri, sağlık yüksek okulları, eczacılık fakülteleri, (veterinerlik bölümleri bile olabilir).  Bu eğitim kurumlarının en büyük özelliği yerel eğitim sisteminden ayrı olarak farklı ülke eğitim sistemlerine de uygun fakülteler barındırması. Mesela Araplar'ın sponsor olduğu bir tıp fakültesi sponsor ülkelerin standartlarına göre eğitim alabilir veya Almanlar'ın sponsor olduğu bir fakülte Alman sistemine göre eğitim verebilir. Burada farklı yapıdaki fakülteler bazı ortak paydalarda da birleştirilmelidir. Fakülteler birbirlerinden tamamen kopuk olmamalıdır. Fakültelerin kuruluşu yine mevcut ülkeye ait olup sponsorluk farklı ülkelerden gelebilir. Burada önemli olan fakültenin ilgili ülkelerde akredite olabilmesi. Yani diplomasının geçerli olması.  Bu yabancı fakülteler sayesinde yabancı hastalara daha iyi hizmet vermek de mümkün olabilecektir. İlgili ülke kültürünü ve dilini bilen sağlık personeli yine bu kentte yetiştirilecektir. Burada yetişen personel elbette başka ülkelere gitmekte de özgür olacaktır.

Ar-Ge kentinde olduğu gibi bu kentte de film ekipleri çekimler yapmalıdır. Buradaki çekimler ağırlıklı olarak sağlık programı yönünde olacaktır.

Ar-Ge kenti ve Sağlık kenti birbirlerine yakın olabilir. Bu iki şehre ortak mesafede bir havaalanı ile de uluslararası ulaşım sağlanmalıdır. Sağlık kentine giriş serbest olmasına rağmen, Ar-Ge kentine özel izinle girilebilmektedir.

Sağlık kentinde birbirinden bağımsız özel veya kamu hastaneleri olmayacaktır. Burada bütün hastaneler tek ve büyük bir merkezden yönetilecek. Ortak bir yazılım altyapısı kullanacaklardır.
Kentte sağlık hizmetleri 7/24 verilecektir. Kente tedaviye gelen kişiler, gün ve saatten bağımsız olarak hemen sağlık hizmeti almaya başlayacaklardır. Örneğin teşhis ve tanı hizmetleri mevcut hastanalerdeki Acil durum hizmet süreleriyle kıyaslanır türden çok hızlı gerçekleşecektir. Dolayısıyla bu hizmetlerin otomativ sektöründeki gibi çok iyi planlanıp organize edilmesi zorunludur.

Kentte tedavi süreci bir bütün olarak ele alınıp detaylı bir şekilde takip edilmelidir. Özellikle ameliyat sonrası bakım gibi konularda dünyaya örnek olabilecek hizmet kalitesi geliştirilmelidir. Bu amaçla direk sağlık hizmeti veren personelin yanında süreç yönetimi konusunda deneyimli kişiler de kentte hizmet vereceklerdir.  Eğitim fakülteleri arasında hastane yönetimi ile ilgili bölümler de yer alacaktır. Amaç verilen hizmetlerin kişiden bağımsız sürekli olarak aynı kalitede verilebilmesini sağlamaktır. Bu kentte oluşturulan bilgi birikimi sonrasında ülke çapındaki hastanelere de aktarılacaktır.

Kentteki sağlık hizmeti sadece kentte kalmamalıdır. Hastalara ait veriler (teşhis, tanı sonuçları) internet ortamından her an her yerden erişilebilmelidir. Ayrıca bu kente yurt dışından gelen hastalar kendi ülkelerinde de bazı hizmetleri alabilmeye devam etmelidirler. Mesela telefon üzerinden sağlık danışma hizmeti. Ayrıca yabancı ülkedeki bazı sağlık kuruluşları ile de antlaşmalar yapılıp hizmetteki devamlılık sağlanmalıdır. Bunlara ek olarak kentte verilen hizmetler birçok sağlık sigortası tarafından da karşılanabilmelidir. Bu amaçla kentte uluslararası sigorta kuruluşlarının hizmet birimleri de bulunmalıdır.

Kentte ayrıca sağlık denetçileri de hizmet vereceklerdir. Bu kişiler kentte verilen hizmetin kalitesini sürekli denetleyeceklerdir. Bu denetimler hastalıkların teşhisinde fuzuli talep edilen tahliller, MR'lar gibi şeyleri tespit etmenin yanında, yine fuzuli ameliyat vakalarını da tespit etmeye çalışacaktır. Görevini suistimal eden sağlık personelleri uyarı alıp sonrasında işten çıkarılabilecektir. Bu denetimler sadece doktorlara yönelik değil hizmetin her aşamsındaki personele yönelik olacaktır.

Bir önemli bilgi de bu dev sağlık kuruluşunun sahipliği ile ilgili. Bu kuruşta özel sektörün de hissesi olabilir. Ancak devletin altın hissesi olmalı ve verilen kararlarda söz sahibi olmalıdır.

Genel olarak kentin hızlı ve ekonomik bir şekilde insanları sağlığına kavuşturan bir yer olarak isim yapması sağlanmalıdır.